25 Mart 2020 Çarşamba


VİRÜS VE YAŞAM.

Yaklaşık 3 aydır tüm dünyanın başına büyük bela olan ‘’Korena Virüs’’ salgınının ciddiyetini, yönetimin başındaki ‘’muktedirin’’ yeni-yeni algılaması  ve ‘’65 yaş yasağı’’ getirilmesi sonucunda, nihayet kabullenebildik.  Yılbaşı civarında, ilk kez Cin Halk Cumhuriyeti’nde görülen salgın, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından, 3 aydır ciddi tehlike olarak tanımlanıyordu.

Bütün bu yaşananlara rağmen, muktedir ve emrindeki ‘’diyanet işleri’’ yöneticileri, bilime ve çağdaş sağlık yöntemlerine inanmadıkları için, hiçbir yasaklamaya uymadılar. Hijyenik ve tıbbi yaşam biçimini reddettiler.  15-20 Şubat tarihlerinde, salgın cayır-cayır can yakarken ve dünyanın birçok ülkesine yayılmış iken, 23.000 civarında insanımızı, (sırf para kazanmak adına) Umreye gönderdiler. Gelenlerin yarısını, hiçbir işlem yapmadan ‘’evlerine gönderdiler.’’ İkinci yarısını, ‘’güya’’ karantinaya aldılar ama göstermelik. Nüfuslu olanların çoğu kafilelerden ayrıldı. Garibanları öğrenci yurtlarına gönderdiler. Test, kontrol, hijyen yaşam, tıbbi destek ve ilaç…Hiç biri YOK..

‘’Muktedir’’, sarayında ve ‘’İzole edilmiş vaziyette’’ karantinada… Sarayına ailesi dışında kimse giremiyor. Gazeteci ve Bakanlarla bile İnternetten ‘’Skype’den’’ görüntülü konuşuyor…

Ülke yönetiminin yarısını elinde bulunduran ‘’Hıyanet İşleri Başkanlığı’’, tedbirler paketine dün akşam bir de, yatsı ezanından sonra dua ve Kuran okuma uygulaması ekledi.

18 yıldır söylüyoruz. Bu siyasi hareketin ‘’gizli gündemi’’ mevcuttur. İktidara gelebilmek için kullandığı demokratik hakların hiç birini, kendisinden başkalarına ‘’kullandırmaz.’’ Çünkü onlar için demokrasi bir araçtır..  Asla ‘’amaç olmamıştır.’’ Asıl amaçları ise, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları dönemlerindeki ‘’şeriat ve tebaa’’ yönetimini getirmektir.  Tek bir muktedir ve ona tabi ‘’ümmet bir topluluklar… Alt kimlikleri ne olursa olsun, fark etmez. Yeter ki ‘’müslüman ve Sünni olsun.’’  Hatta Sünni olmak, Müslüman olmaktan daha önemli onlar için. Farklı bir mezhepten olmakla, başka bir dinden olmak, çok farklı şeyler değil zira..  Ortak Paydaları ve ‘’birleştirici hamur’’ şeriat ve Sünnilik…

Peki bu uygulamaların son örneği Osmanlı İmparatorluğu kim biliyormusunuz.? Hani şu yeniden canlandırmaya çalıştığınız, adına Futbol takımları kurup, mehter marşlarıyla gençleri yönlendirmeye çalıştığınız Osmanlı, bir ‘’Türk Devleti’’ bile değil.. Yada olmaktan çıkmış. Türk kimliğinden çok Arap ve Fars kimliğine ve medeniyetine sarılmış, melez ve karma bir ırk…36 Osmanlı padişahının, 35’ inin annesinin alt kimliği ‘’ Türk değil.’’  İslamiyeti de zorla veya para-menfaat karşılığı kabul etmiş insanlar. Hatta aralarında,  önceki dini inançlarını (hıristiyan-musevi vs.) gizli-gizli yaşayanların olduğu da söylenip yazılmış. Bu kadınlara, Osmanlılaştırdıktan sonra bile ‘’Türk isimleri’’ verilmemiş. Arap veya Farsca isimler verilmiş…

Bu kadınlardan doğma çocukların Yüzde-yüz Türk ve Osmanlı kanı taşıyacağını zanneden Padişahlar ve Saray muktedirleri, fiziksel olarak güzel, eğitimli ve becerikli olduklarından, hep başka ırklardan ‘’eş seçmişler.’’ Ya da onlardan çocuk ve Şehzade yetiştirmişler.  Zavallı Osmanlı yöneticileri ve garibim padişah efendiler bilmiyorlar ki, yeni doğan bir bebek, % 51 babasının, % 49 da annesinin genlerini taşıyor. Bazen bu oran, yer değiştiriyor. Aptal padişah, kendi biyolojik yumurtasını bırakıyor diye, sadece kendi ‘’dölünün ürünü’’ sanıyor çocuğu. Halbuki, annesinin yumurtasını ‘’döllüyor’’ sadece.. Annesini hiç hesaba katmıyor. O kadın sanki sadece ‘’taşıyıcı anne.’’  Günümüzde bu yöntem uygulanıyor. Gerçek anne ve babanın ortak yumurtaları, labaratuvar ortamında döllendirilip, taşıyıcı anneye yüklenebiliyor. Ama bu bilimsel uygulama Osmanlı’da ve Selçuklu’da yok tabiii…Bu arada, Dünyadaki bütün İmparatorluklar da ayni mantıkla ürüyor ve geleceğini kuruyor. Bu sadece bizim ırkımızın  hatası değil…

OSMANLIDA KÖLE TİCARETİ.

Osmanlı saraylarına ‘’cariye ve hanedan’’ genelde, savaş ganimeti olarak başka ülkelerden ya da, esir pazarlarında edinilirmiş.  Hıfzı Topuz Hocanın, Osmanlı kayıtlarında titiz bir çalışma sonucu çıkarttığı bilgi ve belgelerde böyle görünüyor. ‘’

Meyyale’’ isimli eserinde, şöyle anlatıyor;

‘’Esir pazarları ilk başlarda Haseki de kurulurdu. 16. Yüzyıldan sonra Bedesten’e, ve 18. Yüzyılda da Çemberlitaş’a, Tavuk pazarının yakınlarına taşındı.  Ayrıca, Tophane-Karabaş mahallesinde de bir Esir Pazarı mevcuttu. Burada daha çok Çerkez kızları satılıyordu.  Çerkezlerde, bazı ailelerin kendi kızlarını ‘’İnşallah bir gün Padişah haremi olup, elmaslar içerisinde yaşarsın’’ diye yetiştirdiklerini de anlatılırmış.  Ayni pazarlarda Arap ve zenci kızlar da satılıyordu.  Cariye olabilecek kızlar 5 ile 7 yaş arasında, güzel yüzlü ve güzel vücutlulardan seçiliyordu. Odalıklar ise (yani hemen odaya alınıp, cinsel ilişkiye girilebilecekler) 15-20 yaşlarında olanlardı..

İstanbul’ getirildiğinde, ‘’Gümrük Emini’’, yani Gümrük Bakanlığının bu kızlara birer  kimlik belgesi verirdi. Belgelerde kızların yaşı, dili ve ‘’kızlık durumu’’ da yazılırdı. Örneğin;

‘’Abaza kızı, bakire, tahminen 16 yaşında,  veya 12 yaşında, Gürcü duhter, orta boylu, ya da 17 yaşında Arap cariye vs. gibi. Yani bu gün Haralarda, ihale ile alınıp satılan At pazarlarında uygulanan kriterlerin aynisi.’’

1846 yılında, Padişah Abdülaziz, Batı toplumlarında yasaklanan ve Osmanlıya da yapılan baskılar sonunda, Köle Pazarlarını yasakladı. Ama bu defa iş yeraltına indi. İllegal olarak Galata ve Beyoğlu’nde köleler el altından alınıp satılıyordu. Afrika’dan çalıştırılmak üzere getirilen Zenci kölelerin de satışı 1856 yılında yasaklandı.  Ama Haremağalarının ve zenci kızların satışı, gizli-gizli 1880 ‘ lere kadar devam etti.

Evet, ısrarla ve şiddetle uygulamaya koymaya çalıştığınız Osmanlı yönetimi ve Şer-riat yöntemleri bunlar.. Buna karşın, Atatürk ve Cumhuriyet ne mi yaptı;  Batı toplumlarının bir çoğundan önce ‘’Medeni Kanun’’ ve insan haklarını uygulamaya aldı. Kadını önce ‘Birey’  yaptı.  Devamında ‘’Pozitif ayrımcılık adına’’ bazı Özel haklar tanıdı..

18 yıllık bu kara zihniyet, Cumhuriyetimize ve Atatürk’e neden düşman, şimdi anladınız mı.?

25.03.2020 – Taylıeli / Emin BALTAŞ.