VİRÜS VE
YAŞAM.
Yaklaşık 3 aydır tüm dünyanın başına büyük bela olan ‘’Korena Virüs’’ salgınının ciddiyetini,
yönetimin başındaki ‘’muktedirin’’
yeni-yeni algılaması ve ‘’65 yaş
yasağı’’ getirilmesi sonucunda, nihayet kabullenebildik. Yılbaşı civarında, ilk kez Cin Halk
Cumhuriyeti’nde görülen salgın, Dünya
Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından, 3 aydır ciddi tehlike olarak
tanımlanıyordu.
Bütün bu yaşananlara rağmen, muktedir ve emrindeki ‘’diyanet
işleri’’ yöneticileri, bilime ve çağdaş sağlık yöntemlerine inanmadıkları için,
hiçbir yasaklamaya uymadılar. Hijyenik ve tıbbi yaşam biçimini
reddettiler. 15-20 Şubat tarihlerinde,
salgın cayır-cayır can yakarken ve
dünyanın birçok ülkesine yayılmış iken, 23.000 civarında insanımızı, (sırf para
kazanmak adına) Umreye gönderdiler. Gelenlerin yarısını, hiçbir işlem yapmadan
‘’evlerine gönderdiler.’’ İkinci yarısını, ‘’güya’’ karantinaya aldılar ama
göstermelik. Nüfuslu olanların çoğu kafilelerden ayrıldı. Garibanları öğrenci
yurtlarına gönderdiler. Test, kontrol, hijyen yaşam, tıbbi destek ve ilaç…Hiç
biri YOK..
‘’Muktedir’’, sarayında ve ‘’İzole edilmiş vaziyette’’
karantinada… Sarayına ailesi dışında kimse giremiyor. Gazeteci ve Bakanlarla
bile İnternetten ‘’Skype’den’’ görüntülü konuşuyor…
Ülke yönetiminin yarısını elinde bulunduran ‘’Hıyanet İşleri
Başkanlığı’’, tedbirler paketine dün akşam bir de, yatsı ezanından sonra dua ve
Kuran okuma uygulaması ekledi.
18 yıldır söylüyoruz. Bu siyasi hareketin ‘’gizli gündemi’’ mevcuttur. İktidara
gelebilmek için kullandığı demokratik hakların hiç birini, kendisinden
başkalarına ‘’kullandırmaz.’’ Çünkü onlar için demokrasi bir araçtır.. Asla ‘’amaç olmamıştır.’’ Asıl amaçları ise,
Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları dönemlerindeki ‘’şeriat ve tebaa’’ yönetimini getirmektir. Tek bir muktedir ve ona tabi ‘’ümmet bir
topluluklar… Alt kimlikleri ne olursa olsun, fark etmez. Yeter ki ‘’müslüman ve
Sünni olsun.’’ Hatta Sünni olmak,
Müslüman olmaktan daha önemli onlar için. Farklı bir mezhepten olmakla, başka
bir dinden olmak, çok farklı şeyler değil zira.. Ortak Paydaları ve ‘’birleştirici hamur’’
şeriat ve Sünnilik…
Peki bu uygulamaların son örneği Osmanlı İmparatorluğu kim
biliyormusunuz.? Hani şu yeniden canlandırmaya çalıştığınız, adına Futbol
takımları kurup, mehter marşlarıyla gençleri yönlendirmeye çalıştığınız
Osmanlı, bir ‘’Türk Devleti’’ bile
değil.. Yada olmaktan çıkmış. Türk kimliğinden çok Arap ve Fars kimliğine
ve medeniyetine sarılmış, melez ve karma bir ırk…36 Osmanlı padişahının, 35’
inin annesinin alt kimliği ‘’ Türk değil.’’
İslamiyeti de zorla veya para-menfaat karşılığı kabul etmiş insanlar.
Hatta aralarında, önceki dini
inançlarını (hıristiyan-musevi vs.) gizli-gizli
yaşayanların olduğu da söylenip yazılmış. Bu kadınlara, Osmanlılaştırdıktan sonra bile ‘’Türk isimleri’’ verilmemiş. Arap
veya Farsca isimler verilmiş…
Bu kadınlardan doğma çocukların Yüzde-yüz Türk ve Osmanlı
kanı taşıyacağını zanneden Padişahlar ve Saray muktedirleri, fiziksel olarak
güzel, eğitimli ve becerikli olduklarından, hep başka ırklardan ‘’eş
seçmişler.’’ Ya da onlardan çocuk ve Şehzade
yetiştirmişler. Zavallı Osmanlı
yöneticileri ve garibim padişah efendiler bilmiyorlar ki, yeni doğan bir bebek, % 51 babasının, % 49 da annesinin
genlerini taşıyor. Bazen bu oran, yer değiştiriyor. Aptal padişah, kendi
biyolojik yumurtasını bırakıyor diye, sadece kendi ‘’dölünün ürünü’’ sanıyor çocuğu. Halbuki, annesinin yumurtasını
‘’döllüyor’’ sadece.. Annesini hiç hesaba katmıyor. O kadın sanki sadece
‘’taşıyıcı anne.’’ Günümüzde bu yöntem
uygulanıyor. Gerçek anne ve babanın ortak yumurtaları, labaratuvar ortamında
döllendirilip, taşıyıcı anneye yüklenebiliyor. Ama bu bilimsel uygulama
Osmanlı’da ve Selçuklu’da yok tabiii…Bu arada, Dünyadaki bütün İmparatorluklar
da ayni mantıkla ürüyor ve geleceğini kuruyor. Bu sadece bizim ırkımızın hatası değil…
OSMANLIDA KÖLE
TİCARETİ.
Osmanlı saraylarına ‘’cariye ve hanedan’’ genelde, savaş
ganimeti olarak başka ülkelerden ya da, esir pazarlarında edinilirmiş. Hıfzı Topuz Hocanın, Osmanlı kayıtlarında titiz
bir çalışma sonucu çıkarttığı bilgi ve belgelerde böyle görünüyor. ‘’
Meyyale’’ isimli
eserinde, şöyle anlatıyor;
‘’Esir pazarları ilk başlarda Haseki de kurulurdu. 16. Yüzyıldan sonra Bedesten’e, ve 18. Yüzyılda da Çemberlitaş’a,
Tavuk pazarının yakınlarına taşındı.
Ayrıca, Tophane-Karabaş
mahallesinde de bir Esir Pazarı mevcuttu. Burada daha çok Çerkez kızları satılıyordu. Çerkezlerde, bazı ailelerin kendi kızlarını
‘’İnşallah bir gün Padişah haremi olup, elmaslar içerisinde yaşarsın’’ diye
yetiştirdiklerini de anlatılırmış. Ayni
pazarlarda Arap ve zenci kızlar da satılıyordu.
Cariye olabilecek kızlar 5 ile 7
yaş arasında, güzel yüzlü ve güzel vücutlulardan seçiliyordu. Odalıklar ise
(yani hemen odaya alınıp, cinsel ilişkiye girilebilecekler) 15-20 yaşlarında olanlardı..
İstanbul’ getirildiğinde, ‘’Gümrük Emini’’, yani Gümrük Bakanlığının bu kızlara birer kimlik belgesi verirdi. Belgelerde kızların
yaşı, dili ve ‘’kızlık durumu’’ da
yazılırdı. Örneğin;
‘’Abaza kızı, bakire,
tahminen 16 yaşında, veya 12 yaşında,
Gürcü duhter, orta boylu, ya da 17 yaşında Arap cariye vs. gibi. Yani bu gün
Haralarda, ihale ile alınıp satılan At pazarlarında uygulanan kriterlerin
aynisi.’’
1846 yılında,
Padişah Abdülaziz, Batı toplumlarında yasaklanan ve Osmanlıya da yapılan
baskılar sonunda, Köle Pazarlarını yasakladı. Ama bu defa iş yeraltına indi. İllegal olarak Galata ve Beyoğlu’nde
köleler el altından alınıp satılıyordu. Afrika’dan çalıştırılmak üzere
getirilen Zenci kölelerin de satışı 1856 yılında yasaklandı. Ama
Haremağalarının ve zenci kızların satışı, gizli-gizli 1880 ‘ lere kadar devam
etti.
Evet, ısrarla ve şiddetle uygulamaya koymaya çalıştığınız
Osmanlı yönetimi ve Şer-riat yöntemleri bunlar.. Buna karşın, Atatürk ve
Cumhuriyet ne mi yaptı; Batı
toplumlarının bir çoğundan önce ‘’Medeni
Kanun’’ ve insan haklarını uygulamaya aldı. Kadını önce ‘Birey’
yaptı. Devamında ‘’Pozitif ayrımcılık adına’’ bazı Özel haklar
tanıdı..
18 yıllık bu kara zihniyet, Cumhuriyetimize ve Atatürk’e
neden düşman, şimdi anladınız mı.?
25.03.2020 – Taylıeli / Emin BALTAŞ.
Uzun uzun anlatmışsın, 4 kelimeyle cevap vereyim, hassiktir lan ordan götoğlanı
YanıtlaSil