GLOBALİZM –
KÜRESELLEŞME NEDİR.
Moda adı ‘’Globalizm’’ olan Küreselleşme politikaları, Dünya’nın son 30-40 yılında bir fırtına
gibi esti. Hatta ötesi, ‘’Tufan’’ etkisi izler bıraktı. Ama hızı son yıllarda
oldukça yavaşladı. Sistemi yaratan ülkeler bile teker-teker terk ettiler bu ‘’acı düzeni.’’
Nedir bu ’Küreselleşme ?’’ İlk büyük Savaştan
beri Dünya’ya ekonomik anlamda hükmeden, hükümetler kurup, iktidarlar deviren
bu güç merkezinin yönetimi, ‘’Rockefeller
Ailesi’’ ve Vakfı gibi, başta Amerika olmak üzere, İngiltere, İsviçre,
Almanya vs. gibi Sömürgeci devletlerin seçkin ve köklü ailelerinin yönettiği
bir sömürü düzeni. Sistemin özü ise, Dünya sermayesinin her
ülkeye serbestçe girip-çıkabileceği, istediği ülkede yatırım-üretim
yapabileceği, sınırsız bir ekonomik düzen kurmak. Bu yüzden, yeraltı kaynakları bakımından
zengin ama geri kalmış ülkelerde, rejimleri değiştirdiler. İktidarları
düşürdüler. İşbirlikçilerini işbaşına getirdiler. Büyük Ortadoğu Projesi de (B.O.P.) bu sistemin bir parçasıdır. Dünya
kamuoyuna ‘’Arap Baharı’’ diye sundukları acı reçetenin asıl sıkıntıları
yeni-yeni görülmeye başladı. Kuzey Afrika’dan Tunus ve Cezayir’den
başlattıkları operasyon, Libya, Mısır, Irak, Suriye, vb. ile devam etti. Ama,
şu aralar tıkandı. Bir yerlerde duvara tosladı.
Bu gün, Amerikan askerleriyle birlik olup, Liderlerini öldüren,
rejimlerini yıkan Ortadoğu halkları, yaptıklarından pişman. ‘’Özgürlükler adına’’ devirdikleri ‘’Otoriter Liderlerini’’ mumla arıyorlar. Çünkü, asıl tutsaklıkları
yeni başladı. Dünyanın en büyük petrol
ve doğalgaz rezervlerine sahip Irak’ta, kişi başına düşen ‘’milli gelir’’ yıllık 2.500 dolara düştü. Enerjisinin % 80 inin
ithal eden Ülkemizde bile bu rakam 10
bin doların üstünde. Refah düzeyi Avrupa ortalamasının üzerinde olan Libya,
bu gün fiilen bölündü ve ‘’açlık’’
sorunuyla karşı karşıya. Madenlerini ve petrolünü, savaş giderlerine karşılık
el koyan ‘’emperyal güçler’’
işletiyor.
Öte yandan sistemin kurucu Ülkeleri, bu sınırsız ekonomik
sistemden yavaş-yavaş uzaklaşmaya başladılar.
Çünkü, ulusal ekonomileri ve sanayileri çökmeye başladı. Başlangıçta,
ucuz insan gücü için yatırım yaptıkları ‘’uzak-doğu
ve Çin’’ gibi ülkeler, sisteme sahip olmaya başladılar. ‘’Boynuz kulağı geçmeye’’ başlayınca,
tekrar ‘’korumacı ekonomik modele’’ döndüler. ABD bile, ulusal sanayisi ve
sermayesini korumak adına tedbirler almaya başladı. Bazı sektörlere teşvik,
bazılarına ‘’kota’’ uygulamalarına başladılar. Kısacası, batı ekonomileri ucuz
işgücünden dolayı kazandıkları dönemde beğendiklerini, şimdi kötülemeye
başladılar.
1984’ lerden bu yana, Turgut
Özal ile birlikte, ülkemiz de bu siyasi ve ekonomik politikaların peşine
takıldı. Yerli sermayenin bir şekilde ‘’susturduğu’’
Özal ve ANAP’ının yerini, 2002’ den sonra AKP aldı. Yerli sermayeyi bile karşısına
alabilme cesaretini gösterdi. Ama, elinde ‘’dini
değerler’’ gibi çok önemli bir afyon vardı. Tabii, hain ve işbirlikçi Fetullah hareketi gibi,
önemli bir destek gücünü de görmek lazım. Ve bunu kullandı. Hatta ötesi, bu
uyuşturucu hitap ettiği kitlelerde ‘’alışkanlık’’
yarattı. Sosyal ve ekonomik teşviklerle de desteklenince, her yıl, her seçimde
güçlendi. Öyle ki, ‘’yeni bir
cumhuriyetten’’ bile bahsetmeye başladılar. Serbest piyasa ekonomisinin
bütün gereksinimlerini, istedikleri şekliyle yasallaştırdılar. Halka
onaylattılar. Cumhuriyetimizin, planlı ekonomi yıllarında oluşturduğu bütün
değerleri talan ettiler. Özelleştirme adı altında yandaşlara ‘’peşkeş’’ çektiler.
Çarpıcı bir örnek; 1923
– 2002 yılları arasında, tüm Cumhuriyet hükümetlerinin harcadığı para, ‘’713 milyar dolar.’’ 2003 – 2017 arası ise
bu rakam ‘’2 trilyon,94 milyar dolar.’’ Ve bu harcamalarda bir tek yeni
Fabrika yok. Otoyol, konut, havaalanı, köprü, AVM vs. ye harcandı kaynaklar..
2018 de, aslında ‘’deniz tükendi.’’ Mevcudu bitirdiler,
borçlanarak harcamaya çalışıyorlar. Ama, borç bile bulamıyorlar. Neden
mi.? Çünkü, bizimkilerin hala peşinden
gitmeye çalıştıkları ‘’Küreselleşme veya
Globalizm’’ denilen sistem çöktü. Daha önceki reçeteleri iş görmüyor.
Kanser hastalığını, aspirin ile tedavi etmeye çalışıyorlar. Ama, Dünya
sermayesi ve paraya hükmedenler akıllı.
Yutmuyorlar ‘’zokayı.’’
Bizden daha iyi görüyorlar ekonomideki çöküntüyü. 1 yıl sonrasını bile garanti
görmüyorlar. Dünya’nın en büyük Borsa şirketlerinden ‘’Nasdaq’’, İstanbul
borasındaki tüm hisselerini sattı ve çıktı Türkiye’den. 3.Köprünün % 33
hissesine sahip İtalyan şirketi ‘’Astaldi’’, köprü hisselerinin değerinin çok altında
sattı ve çıktı ülkemizden.
Kısacası, Küreselleşmeyi yaratan dünya şirketleri ve sermayedarlar,
sistemin çöktüğünü gördü ve yeni pozisyon alıyor, bizim ekonomi
yöneticilerimiz, hala sistemi ‘’tamir
etmeye’’ çalışıyorlar. Osmanlı’nın
yıkılışının son yıllarında baş vurduğu ‘’Düyun-ı
Umumiye’’(1) günlerini yaşıyoruz adeta.
Kısacası, durumumuz vahim. Her ne kadar, siyasi iktidarın
‘’sıkıştığı anlarda’’ aklına geliyor ise de, bir gerçek var ki, ‘’ayni gemideyiz.’’ Başka Türkiye de
yok.
Ama şiarımız da şu olmalıdır;
‘’Umutsuz durum
yoktur, umutsuz insanlar vardır. Kaybetmenin başlangıcı de bu Umutsuz
İnsanlardır.’’
Biz de Umutsuzlardan değiliz çok şükür.
(1 ) (Düyun-u Umumiye
: 1881-1939 yılları arasında, müflis
Osmanlının borçlarını denetleyen şirketin adıdır. ‘’ I.M.F veya McKinsey’’
benzeri bir kurum.)
Emin BALTAŞ.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder