‘’HOMO SAPİENS’’LERDEN, GÜNÜMÜZ HAİNLERİNE.
Bilim İnsanları, evrimleşmiş ama ‘’ilkel’’ ilk insan türünü ‘’Homo
sapiens-sapiens’’ adıyla tanımlıyor. İnsanoğlu niteliğine ulaşmış ama henüz
medeniyet gelişimine başlamamış bu tür, Dünya’nın her bölgesinde, değişik
tip-boy-görünüm ve özelliklerde oluşmuş.
Yine bilim insanlarının buluş ve tespitlerine göre,
günümüzden 43.000 yıl önce, Kuzey
Afrika’dan Avrupa’ya geçen bir insan türü olan ‘’Cro-Magnon’larmış.’’
Günümüz Çek Cumhuriyeti (Çekya)
bölgesinde yaşayan ‘’BRÜNN’’ tipi
olarak bilinen bir türle birleşip ‘’melezleşmiş.’’
Bu birleşimden ortaya çıkan türe, ‘’SWİDERİAN’’
tipi insan adı veriliyor. Uzun boylu,
iri yapılı insanlardan oluşan bu tür tarihin başlangıcını yazan ‘’SOLUTREANLARIN’’
Ataları olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 20 bin yıl önce, Kuzey Atlantik
buzullarından geçip, yeni bir ‘’Kıta’’
olduğunu bilmedikleri ‘’Kuzey Amerika’ya’’ kadar ulaşan bu ırk ‘’Solutreanlardır.’’
Ülkemizin Güney-doğusunda, Şanlı Urfa sınırları içerisinde,
aralıklarla yaklaşık 30-40 yıldır arkeolojik
kazı çalışmaları uygalanan ‘’Göbeklitepe
Harabeleri’’, yapılan ‘’karbon
testi’’ sonuçlarına göre M.Ö. -9.500 – 8.900 yıllarına kadar
uzanıyor. Kazılardan çıkan buluntular ve
tespit edilen dini ve kültürel uygulamalara bakılırsa, Göbeklitepe’nin sahipleri ve kurucuları bu ‘’Swiderian ve Solutreanlara’’ kadar uzanıyor. Doğal afetler ve Dünya’mıza çarpan Göktaşları
sonucu yaşanan ‘’Buzul Çağında’’, bu
insanların daha Kuzey bölgelerden, Güneye ve sıcak bölgelere inmek istemeleri
sonucu, ‘’Ermenistan yaylaları, Van gölü civarı ve Mezapotamya’ya’’
indikleri düşünülüyor. Bıraktıkları
kalıntılar ve eserler, Kuzey Avrupa ve Rusya’da yaşayan ırkdaşlarıyla benzer
argümanlar.
Bu kültürlerin inanışlarına göre, günümüz Van gölü civarında
(önceki adı Eski Ermenistan) bir Cennet Bahçesi olduğu anlatılıyor. Tarif
edilen bölge, ülkemizin Van – Bitlis - Bingöl
– Erzincan civarında ‘’doğa harikası’’
bir alan. Fırat ve Dicle su kaynaklarının ortaya çıktığı bölge. Tanımlamaya göre, ‘’Aras
Irmağının’’ da çıktığı bölge olarak anlatılıyor. Cennet Bahçesi için anlatılan
doğal güzellikler, daha sonra bütün Kutsal kitaplara da geçirilmiş. Tarifler ve
anlatılanlar örtüşüyor. Ama bu bahçelerin nerede olduğu ise karmaşık. Bazı
Ortaçağ tarihçileri ve Din adamları, Cennet’in,
‘’Ay’ın yakınlarında’’ bir yerlerde olduğunu ifade eden yazıları mevcut.
İlk Kutsal kitap Tevrat’a
göre, (Eski Ahit) Cennetten doğan (Aden’den doğan) kutsal Irmak, 4 kola ayrılır. ‘’Pişon, Gihan, Dicle ve Fırat’’ olarak belirtilir. Gihan nehri, Bingöl dağlarında doğan ve
Hazar denizine dökülen ‘’Aras nehridir.’’ Pişin
nehri ise, eski Ermenistan’da olduğuna inanılan ama günümüzde nerede olduğu
bilinmeyen bir mitolojik bir nehirdir. Büyük
Zap suyu olduğu sanılıyor.
Dicle , Akad dilinde ‘’İdikla’’
isminden gelmektedir. Pers dilindeki ismi
ise ‘’Tigra’dır.’’ Fırat’ı ismi kürtce kökenlidir. Ermenice adı ‘’Aratsani’dir.’’ Latincesi ise Arsanias’dır.
Günümüzdeki ülkemizin şehirlerinin isimleri de değişim
geçirmiş. Örneğin, Bitlis’in eski
adı ‘’Bageş’tir.’’ Erzurum
eski çağlarda ‘’Karin’’ olarak
anılıyor. (Ermenice kökenli.) Tabi
bu bilgi ve tanımların çoğu, Dünya’da ‘’Paganizmin’’
yaşandığı (çok tanrılı dinler) dönemlere ait. Ama ilginç olanı, ayni döneme ait
dini inanç ve tanımlamaların, tek Tanrılı dinler ve onların Kutsal kitaplarında
da anlatılması. Hatta bir çok bilgi ve inanışın, birbirinin devamı olması.!
Günümüzde, Fırat’ın doğusunu-batısını, Dicle’nin - Aras’ın
suyunu, mistik ‘’Mezopotamya’nın’’
verimli ve petrol zengini topraklarını ‘’paylaşamayan’’
zavallı Emperyalist güçlerinin ve ‘’hain’’
yerli işbirlikçilerinin, bu evrimden ve gelişmelerden hiç haberleri
olduğunu sanmıyorum. Kendilerini ‘’sahip
ve hakim’’ zannediyorlar…
Zavallılar…!
Emin
BALTAŞ. (06.10.2019)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder